New York Seyir Defteri Üzerine Buket Uzuner ile Söyleşi

Buket Uzuner ile bu söyleşiyi 2000 yılında gerçekleştirmiştim. Arşivimde yoktu. Buket Uzuner’in kendi sitesinde yer aldığını görünce, ben de okurlarıma sunayım istedim. İşte sorularım ve yanıtları:

1-Format olarak değişik, hoş bir yanı var kitabınızın. Sanırım ‘New York’un şanına uygun olsun diye düşündünüz? Öyle mi?

1-New York Seyir Defteri’nin biçimsel olarak da bir defter görüntüsünde olmasını arzu ediyordum. Aslında hemen her yazarın kitaplarının biçimi hakkında bazı hayalleri vardır ama ne yazık ki, maddi koşullar yazarları çoğu kez bu hayallerini saklamaya iter. Bunlar toplumun alım gücü, okuma oranı ve yayıncıların yatırım yaptıkları kitap hakkında hesaplarıdır. Benim biçimsel düşlerimden biri ancak 11. kitabımda (aynı zamanda 3. Gezi kitabım) gerçekleşebildi. Spiral sayfalı ve özel tasarımlı bu kitabın ilk baskısı (5000 adet) biraz da koleksiyoncular ve kitap tutkunları düşünülerek basıldı. Sonraki baskılar 2. hamur ve ince kapaklı olarak planlanmıştı. Ama daha dağıtıma çıktığı gün tükenen birinci baskı nedeniyle spiralli ve özel tasarımlı olarak ikinci baskı yapıldı(5000 adet). Üçüncü baskı daha ekonomik ve düz olacak. Sonuçta bu şık ve defter tasarımlı kitap Şehir Romantiğinin Günlüğü’ne de denk düşebilir ve onun günlük olan içeriğine de uygun olabilirdi ama koşullar ancak bu yıl ve bu kitaba uygun düştü.

2-New York hayranlığı sizde ne zaman başladı?

2- New York Şehri’ni özellikle seviyor olmamı bir hayranlık olarak algılamak elbette yanlıştır. Çiğ kalır. Ben hiçbir şehre öyle kuru kuru hayran olamam. Bu yaştan sonra ve bu durumumda ‘hayranlık’ tek başına benim hiçbir ilişkimle ve duygumla örtüşemez. Hayranlık kavramı benim İstanbul, New York ve Paris sevgimi anlatmama yetmez, talihsiz kalır. New York’u öğrenci olarak ABD’ye gittiğim yirmili yaşlarımda ilk kez görmüş ve tuhaf biçimde etkilenmiştim. Ancak 3 gün gördüğüm bu kent çok canlı, karmaşık, tehlikeli ama aydınlık ve vaadkârdı. Sokaklarında o kadar çok yabancı dolaşıyor ve o kadar farklı yabancı diller konuşuluyordu ki, bir yabancı olan ben yabancı kalmıyordum artık orada. Bir de o sırada ırkçılığın çok yüksek olduğu Batı Avrupa’da 3 yıl yaşamışlığın ve gözlemlerin üstüne New York bana iyi gelmişti. Sonra her ABD’ye yolum düştüğünde mutlaka New York’a uğramak için bahaneler yarattım ve olanak bulmak için uğraştım. Kitapta özellikle ‘Ruh-eşim İstanbul, Eski Kocam Paris ve Sevgilim New York’ adlı yazıdaki metaforik anlatımımla açıkladığım gibi New York ayrıca enerjisinin tehlikeli ve vaadkâr yüzleriyle İstanbul’a benzeyerek de beni etkiledi.

3-Dedikoduyu sevdiğiniz anlaşılıyor diyebilir miyiz? Çünkü Woody Allen’ın ‘Dedikodu ihmal edilmiş bir sanat’ sözünü çok benimsemiş görünüyorsunuz…

3- Kitap dikkatle okunursa bu yorumda bulunulmayacaktır. Bana ” Dedikodu ihmal edilmiş bir sanattır ” diyen Woody Allen’in bu cümlesini aktaran Shelley : “buna inanabiliyor musun?” diye ekliyor. Ardından da, ya Woody Allen’in bunu söylemiş olduğuna şaşırdığı ya da bununla alay ettiğine dair bir yorum var. Benim dedikodu sevmediğimi yakınlarım ve okurlarım bilirler. Ama doğrusu bunların kitabımla ve benim yazarlığımla hiçbir ilgisi yok.

4-Önceki yıl İstanbul’a gelen tiyatro hocası ve sanatçısı Shelley Berc’i çok sevdiğiniz anlaşılıyor. New York’a gelir gelmez ilk kafeye de onunla gidiyorsunuz. Shelley Berc’in Amerikan edebiyatında bir tiyatro yazarı olarak önemi nedir?

4- Shelley Berc, Amerikalı çağdaş bir tiyatro yazarı ve romancıdır. Aynı zamanda kendisi bir edebiyat profesörüdür ve Yale Üniversitesi mezunudur. Oyunları Avignon, Edinburg gibi uluslararası festivallerde ve San Francisco ve New York’ta oynanmış, kendisi aralarında Rockefeller ve New York Tiyatro Eleştirmenleri olan birçok tiyatro ödülüne değer bulunmuş bir yazardır. Onun tiyatrocu olarak Amerikan edebiyatındaki önemini Amerikalı tiyatro eleştirmenlerine bırakıyorum. Benim için Shelley yetişkinlik hayatımın en yakın birkaç kız arkadaşından biridir: çok özel, çok sevgili ve incelikli bir insandır. Birbirini ayrıntılarda anlayan ve olduğu gibi kabul eden ender ilişkilerden biri…

5-Ya enstalasyon sanatçısı Alejandro (Alehandro okunur)’nun sanatçı olarak önemi?

5- Alejandro Fogel Amerikalılar’ın görsel sanatçı dedikleri enstalasyon, video ve web-sanat üretimi yapan bir performans sanatçıdır. Eserlerini Küba, Almanya, İspanya, İsrail, Macaristan ve ABD’deki galeri ve müzelerde sergilemiş Arjantinli bir sanatçıdır. Özellikle Nazi işgali sırasında Macaristan’da yaşanan şiddeti anlatan enstalasyonlarıyla biliniyor. Onun sanatçı olarak önemi bu sanat dalındaki usta ve eleştirmenlerin işidir. Ben Alejandro’nun arkadaşıyım ve o güvenilecek bir arkadaştır.

6-Bu günlüğün kaynağı olan bir yıllık gezinizin artı ve eksileri üzerinde durur musunuz?

6- Bir yazarın özellikle yeni yayımlanmış kendi kitabının artı ve eksileri üzerine konuşması yanlış olur. İsterseniz bunu edebiyat eleştirmenlerine, sosyologlara bırakalım. Çünkü bu kitap bir Türkiyeli edebiyatçının, bir İstanbullu romancının New York Şehri’ni seyir edişidir. Seyretmek biraz dışarda kalmayı gerektirir, bilirsiniz. Aslında New York’un odak noktası seçişi de yalnızca yazarın bu kente olan sevgisinden değil, ayrıca 21. yy’ın başlarında kültür sanat başkentinin çirkin ve cazip yüzlerini sosyo-edebi olarak araştırmaktır da.

7-Bu kitabınızın öykü ve romancılığınıza olan katkısını değerlendirir misiniz?

7- Bir yazarın her kitabı onun açılımlarını sergiler. Ben yalnızca roman, hikâye gibi kurgu dalında değil, deneme ve gezi alanında da ürün vermeyi seviyor, bu alanlarda da söyleyeceklerim olduğunu düşünüyorum. Sizin sorduğunuz değerlendirmeyi eleştirmenler yapsın. Hem Cemal Süreya’nın da dediği gibi “bir edebiyatçı ne yazarsa yazsın edebiyat olur!”