Yaşar Nabi Nayır ve Kültür

Varlık 1 Varlık 2 Varlık 3 Varlık 4

Doğumunun 106. Yıldönümünde Yaşar Nabi Nayır için dergi yönetiminin Kadıköy Belediyesi’nin  (TESAK) Tarih Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde düzenlediği “Türk Dergiciliğinin Amiral Gemisi: Varlık Dergisi Paneli ve Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Töreni”ne izleyici olarak gittim, şair, dergi yönetmeni ve ilk toplantının moderatörü  Enver Ercan’ın önerisi üzerine de Filiz Nayır Deniztekin, Tekin Gönenç, Nalan Barbarosoğlu, Adnan Binyazar, küçük İskender, Salih Polat, Metin Cengiz, Feyza Hepçilingirler, Nursel Duruel gibi ben de konuşmacı oldum.

Çok kısa biçimde Yaşar Nabi Nayır’la ilgili bir anımı paylaştım, Varlık dergisinin önemi, Yaşar Nabi Nayır’ın kimliği üzerinde durdum. Ödül kazanan gençleri kutladım.

Birdenbire oluşan bu konuşma daveti doğaldır ki benim konuşmamı o konumda sınırladı ve Yaşar Nabi Nayır odağında onunla nasıl tanıştığımı, ilk yazı ücreti almamın öyküsünü ancak anlatabildim. Konuşma kürsüsünden yerime geçerken söylemediğim şeyler aklıma takıldı, bunları anlatamadığım için de üzüldüm. İşte bu yazım, hem orada konuştuklarımı, hem de konuşamadıklarımı içeriyor.

Önce Varlık dergisi anılarımdan söze başlayayım.

Babıali’de ilk yazılarımdan biri şiir peşinde koştuğum dönemde şiir olarak 1974 Varlık Yıllığı’nda yayımlandı. O dönem 12 Mart sonrası fırtınalı yıllardı. O yılların gözbebeği, Cumhuriyet yanı sıra,  Yeni Ortam gazetesiydi. İlk eleştiri yazılarım 1972 yılında Yeni Ortam gazetesinde, 1975’te de Cumhuriyet gazetesinde çıktı. Bu arada o yılların dergilerinde de adım görünüyordu. Tümü amatörce, gönüllü yapılan yazarlıktı. Ama Varlık dergisi bunlardan farklıydı.

Varlık dergisinin başında Yaşar Nabi Nayır gibi bir kültür adamı vardı. Dergide yayımlanan her ürünün telif ücreti ödeniyordu. Arkadaşlar arasında böyle konuşuluyordu. Ben böyle biliyordum. Beni de arkadaşlar kışkırtıp telif ücretimi istemeye azmettirdiler!?  Ben de mektupla gönderdiğim şiirimin Varlık Yıllığı’nda yayımlanmasının bilmem kaçıncı ayında hem tanışmak, hem yeni yazılar vermek, hem de şiir parası almak için Varlık’a gittim.

Yaşar Nabi Bey, herkesi olduğu gibi beni de gayet iyi karşıladı. Kendimi tanıttım. Konuştuk. Benim amacım telif ücreti almak değil, dedim, sizinle tanışmak. Sizin Babıali’nin telif ücreti ödeyen tek kurumu olduğunuzu duyduğum için, ben de anılarıma ilk telif ücretini sizden aldım diyebilmek için geldim’ dedim.  Gülümsedi. Tabii dedi. Muhasebeye uğrayın, adınızı söyleyin paranızı alın, dedi.

Yaşar Nabi’yle tanışmam ve ilk telif ücretini Varlık’tan almam, benim için unutulmaz anılarımdan biridir. Bu anı unutulur mu?

Bunu yazarken o şiirimi de 1974 Varlık Yıllığı’ndan buldum. Onu da paylaşayım istiyorum:

BİR KISA SOYUTLAMA

ay düştü

tutulmuş bir aydı bu

durun vurmayın

ünledi yıldızlar

 

güneş düştü

vurdular güneşi

gözleri kafaları kin dolu

yürekleri kafaları

acımasız vurdular

 

dağ düştü

yamacında oturtmadılar bir kez

düşünmeden dönerek

bir gerçeği birlikte yıktılar

 

düştü deniz

doldurdu kaç körfezi

aktı nice okyanuslara

selamlayarak maviyi

güneşe

yürüdü deniz

                (1974 Varlık Yıllığı, Varlık yayınları, 1974, s.460)

Bir başkası da Varlık’ın Kemal Özer yönetimine geçtiği dönemde Varlık Yıllığı’na Kemal Özer-Filiz Nayır kararıyla 1983 Yılından başlayarak  “Yılın Şiiri” bölümünü yazmamdır.  Telif ücreti istemenin cesaretini ve utancını aklıma geldikçe birlikte yaşarım. Ama Varlık ve Varlık Yıllığı yazarlığımı hep sevinçle, hep onurla başımın üstünde taşırım.

Aslında 1983’e gelindiğinde ben de artık edebiyatta epeyce yol almıştım.  Çünkü  1977’de Edebiyatımızda 1940 Kuşağı adlı kitabım yayımlanmıştı. Yine aynı yıl Asım Bezirci ile Cem Yayınevi’nden Orhan Kemal adlı ortak kitabımız çıktı. Her ay birkaç dergide birden yazılar yazıyordum.

Anılara dalınca yürüyüp gidiyor. Anı anımsamayı burada kesip Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık Dergisi ve Varlık Yayınları ile attığı adımın hem Türkiye, hem de dünya için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu anlatmak isterim.

Yayın yaşamında 81 yılını dolduran Varlık’ın Cumhuriyet’in 10. Yıldönümünde yayımlanmış olması sıradan bir rastlantı değildir diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” sözünü sahiplenme anlayışı vardır ki, bu anlayış dünyanın bile yıllarca sonra ulaştığı bir bilinç düzeyidir.

Yaşar Nabi Nayır, Galatasaray Lisesi’ni bitiren yabancı dil bilen Türk Dil Kurumu’nda, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalışan bir şair, yazar, çevirmen olarak kültürün önemini daha o yıllarda çok iyi içselleştirmiş olacak ki, önce Varlık dergisiyle ardından Varlık Yayınlarıyla toplumu bir köşesinden aydınlatmaya başlar.

Derginin adına “Varlık” diyor, çünkü Birinci Dünya Savaşından yıkımla çıkan Osmanlı Devletinden geriye borçlar kalıyor. Hazine bomboş. Para yok, yol yok, elektrik yok, eğitim sağlık tarım sanayi yok… Ardından Kurtuluş Savaşı ülkeyi iyice yokluğa sürükler. Ama herkeste Cumhuriyet yönetimine bir güven, bir inanç var. Bir umut var.  Bunun bir göstergesi olarak da  Yaşar Nabi, Varlık dergisini 1933’te yayımlamaya başlar.

Eğitimde ve kültürde bir Rönesans yaşatan bu nedenle de adı efsaneleşen Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel,  kırk bir yaşında, 1940’ta göreve gelir, ilk yıl 100, ayrıldığı 1946’da ise,  yayımlanan Türk ve dünya klasiklerinin sayısı 500’ü bulur. Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık dergisiyle çizdiği kültür politikası, belki Milli Eğitim Bakanlığına da yol gösterir.

O yıllarda dünyada bile kültüre o denli önem veren yoktur. Birleşmiş Milletler Örgütü, ona bağlı on yedi organdan biri olan UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) henüz kurulmamıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi henüz yayımlanmamıştır.

Çünkü bunların tümü dünyada barışı, toplumsal ve kültürel gelişmeyi gerçekleştirmeyi amaçlayan evrensel kurumlardır. Ama bunların henüz olmadığı bir dönemde Yaşar Nabi Nayır’ın bir ‘Edebiyat ve Kültür  Dergisi’ çıkarması, Varlık Yayınları’nı kurması, bence olağanüstü bir öngörü ve başarıdır.

Kültürün önemi 1946’da kurulan UNESCO ile ortaya çıksa bile,  kültürün bir insan hakkı olduğu gerçeği UNESCO’yla değil, 10 Aralık İnsan Hakları Evrensel bildirisiyle tüm dünyaya 10 Aralık 1948’de duyurulur. 27. Maddesinde aynen şöyle denir:”  1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir. 2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.”

İşte bu maddenin özünü yıllar önce kavrayan Yaşar Nabi Nayır, Varlık dergisiyle, Varlık Yayınlarıyla tek başına devletin, kültür bakanlığının, milli eğitim bakanlığının yapmadığını/yapamadığını yapan bir kültür adamı olur. Kültüre yaptığı 46 yıllık hizmet için 1979’da Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü verilmesi, Varlık dergisini ve Varlık Yayınları’nı kurumsallaştırması, bu kurumun günümüzde de yaşıyor olması bunun en açık göstergesidir.

Bugün hiçbir ev yoktur ki, Varlık dergisi ya da Varlık Yayınlarından bir kitap girmemiş olsun. Tüm bu hizmetleri için Yaşar Nabi Nayır’a ne kadar teşekkür borçlu olduğumuzu söylemeye gerek yok. Onu saygı ile anarken,  Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’i ve 25 yıldır bu Amiral Geminin kaptanlığını yürüten Enver Ercan’ı yürekten kutluyorum. Tabii Varlık’tan vazgeçmeyen yazarlarını ve okurlarını da… İyi ki doğdun Yaşan Nabi Nayır… İyi ki doğdun… Aramızdan ayrılsan da aramızdasın, yaşıyorsun…