Kategori arşivi: İzlenim

Edebiyat Buluşmaları

 

SABAHATTİN ALİ’Yİ ANIYORUZsabahattin ali_ mülkiyeliler birliği.msm

Mülkiyeliler Birliği’nin düzenlediği 

Edebiyat Buluşmaları’nda ünlü öykücü, romancı, gazeteci, çevirmen

Sabahattin Ali’yi anacağız.

Onu ve yapıtlarını daha iyi anlamak,

bildiklerimizi anımsamak,

bilmediklerimizi öğrenmek,

 

gerçeğe ışık tutmak,

bildiklerimizin üstüne yeni bilgiler koymak, 

karanlığı dağıtmak,

umudumuzu daha da güçlendirmek, 

hayatı daha çok sevmek,

aydınlık bir gelecek için buluşuyoruz.

Hikmet Altınkaynak İzmir Kitap Fuarında

Melih Cevdet Anday_ Hikmet Altınkaynak
Melih Cevdet Anday-Hikmet Altınkaynak

 

 

20. İZMİR KİTAP FUARI

18 NİSAN CUMARTESİ 2015

Konferans Salonu I

16.30-17.45

Melih Cevdet Anday 100 Yaşında

Panel: “Felsefeye de Öncülük Eden Şiiriyle Doğumunun 100. Yılında Melih Cevdet Anday”

Yöneten: Tuğrul Keskin

Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Hüseyin Yurttaş, Nurduran Duman, Hikmet Altınkaynak

Düzenleyen: TÜYAP

19 NİSAN PAZAR 2015

Konferans Salonu III

13.15-14.30

Panel: “Oktay Akbal’a Mektuplar (Oktay Akbal’ın 92. Yaşgünü)”

Yöneten: Turhan Günay

Konuşmacılar: Mustafa Balbay, Doğan Hızlan, Yüksel Pazarkaya, Hikmet Altınkaynak

Düzenleyen: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

izmir.etkinlik 2015

Dünya Şiir Günü

dağlarca.h.altinkaynak
Hikmet Altınkaynak, Dağlarca, Eray Canberk

 

Dünya Şiir Gününüz Kutlu Olsun!

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA

 Şiir İçin 10 Söz

1.  Şiir yazının satrancıdır.

 2. Şiir gövdemizdeki doğanın karanlık kayalarına çizilmiş duyulması güç yankılarıdır.

3.  Şiir bizden önce yaşamış nice yaratıkların alınyazısıdır.

 4. Şiir ölümsüz yaratıklardan kalma çağrıların arada bir duyuluvermesidir.

 5. Şiir bir buluşmadır, en eski sürezle en uzaktaki sürezin kopuk buluşmasıdır.

 6. Karşınızda karanlık bir yüz vardır, gözleri daha karanlıktır. Orada kendinizi görmenize şiir derler.

 7. Bütün ozanlar birbirini görmez, şiirleri görür bütün ozanları.

8.  Şairin elleri daha yazmadan şiiri gören ellerdir.

 9. Çok eski çağlarda yazılmış şiirlerin bugün bile yaşaması bizim o çağlarda yaşadığımızı gösterir.

10.  O şiir katına ulaşmış bütün sözler dünün uygarlığını yaratmıştır, yarının uygarlığını yaratacaktır.

 

 

 

 

Edebiyatçılar ve Yayıncılar Sorunlarını Konuştu

Ercan Karakaş.1

(Soldan) Vecdi Sayar, Ercan Karakaş, Murat Karayalçın, Aykurt Nuhoğlu, Hikmet Altınkaynak.
(Soldan) Vecdi Sayar, Ercan Karakaş, Murat Karayalçın, Aykurt Nuhoğlu, Hikmet Altınkaynak.

Gazete Kadıköy.1.oturum

Gazete Kadıköy’den:

GÖKÇE UYGUN

FOTOĞRAFLAR: GÜRBÜZ ENGİN

CHP Kültür ve Sanat Platformu, ‘’Edebiyatçıların, Yayıncıların Sorunları ve Çözüm Önerileri’’ başlıklı bir sempozyum düzenledi. 13 Şubat Cuma günü Kadıköy Belediyesi Tarih Sanat Edebiyat Kütüphanesi’nde (TESAK) gerçekleştirilen sempozyumun açılışında konuşan eleştirmen, yazar, CHP Kültür ve Sanat Komisyonu sorumlusu Hikmet Altınkaynak, toplumların gelişmişliklerinin sadece ekonomik durumları ile belirlenemeyeceğini, devletlerin kültür ve sanat alanına yatırımlarının da bir ölçüt kabul edildiğini söyledi. Altınkaynak, Atatürk’ün ‘’Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür’’ sözünü anımsatarak, kültür ve sanatın;  sağlık, barınma, eğitim gibi temel yaşam haklarından biri olduğunu vurguladı. Altınkaynak, ‘’Devletler kültür sanata yön veremezler. Ancak birey ve kurumların sanat yapmasını destekleyebilirler. Devletin kültür sanat hayatındaki rolü, sanatçının özgürlüğünü sağlamaktır. Ama maalesef ki günümüz Türkiye’sinde bu böyle değil. Temiz siyasetin doğru bilgiye ve devrimci-yaratıcı sanatçılara ihtiyacı var. Dolayısıyla bu sempozyumdan çıkacak veriler, sadece kültür sanat alanının değil siyasetin de yol göstericisi olacak’’ dedi.

‘’SANAT DÜŞMANLIĞI VAR’’

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu, bu sempozyumun, önemli bir kültür sanat merkezi olan Kadıköy’de düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Nuhoğlu, ‘’Heykellere ucube denen, yazarların basılmamış kitaplarıyla baskı altında tutulduğu bir dönemdeyiz, sanat düşmanlığı yapılıyor. Sanata olumsuz bakıyorlar çünkü sanatın toplumda değişim ve gelişim sağlayacağını biliyorlar’’ diye konuştu. CHP İstanbul İl Başkanı Murat Karayalçın, CHP’nin parti programında kültür sanatın desteklenmesi, bu alandaki sivil toplum örgütlerine katkı sunulması, yerel yönetimlerin kültür sanat yatırımlarına özendirilmesi konuları yer aldığına vurgu yaparak, hem merkezi hem yerel yönetimlerin kültür sanata gerekli altyapı desteğini sunmaları gerektiğini ifade etti.

’ÖZGÜRLEŞTİREN SANAT İSTEMİYORLAR’’

CHP Genel Başkan Yardımcısı, Kültür Sanat Platformu Kurucu Başkanı, eski Kültür Bakanı Ercan Karakaş da, CHP olarak Türkiye’nin gelişmesini ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel gelişmeler olarak bütün halde ele aldıklarını anlatarak, şunları söyledi; ‘’Bunlardan biri eksikse, sanatçılara özgürlük yoksa,  çağdaş bir ülke olmaz. Maalesef iktidar ifade özgürlüğünü kısıtladı. Şimdi de tek adam yönetimine geçmek istiyorlar. Bunun herkese zararı olacak ama en çok da kültür sanat alanında sorunlar yaşanacak. İfade özgürlüğü ve yaratıcı özgürlük olmazsa kültürel gelişme de olmaz. İktidar, kendi dünya görüşüne uygun şeyleri sanat kabul ediyor, Cumhuriyet’in kuruluşundan bugüne uzanan sanatı yok sayıyor. Hayata anlam katan, özgürleştiren sanat istemiyorlar. Biliyorsunuz önümüzde önemli bir seçim süreci var. CHP’nin seçim bildirgesinde kültür sanat başlığı olacak. Bu ve bunun gibi düzenleyeceğimiz sempozyumlar da bize içerik sağlayacak. Bu görüşleri Ankara’ya taşıyacağız.’’

Açılış konuşmalarının ardından 2 oturum halinde yapılan sempozyuma geçildi. Edebiyatın ve yayın dünyasının sorunları’’ başlıklı ilk oturumu CHP PM üyesi, Sivas katliamı kurbanlarından şair Metin Altıok’un kızı, yazar Zeynep Altıok Akatlı yönetti. Bu oturumda şair, yazar, yayıncı Turgay Fişekçi, çevirmen Doç. Dr. Betül Parlak ve Can Yayınları sahibi Can Öz birer konuşma yaptı. Eleştirmen, yazar, yönetmen Vecdi Sayar’ın yönetimindeki  ‘’Yazar ve yayıncı örgütlerinin çözüm önerileri’’ konulu oturumda ise BESAM Genel Başkanı Esen Arslandoğan, TYB Genel Sekreteri Kenan Kocatürk, PEN Türkiye 2. Başkanı Halil İbrahim Özcan ile TYS temsilcisi Hakkı Zariç görüşlerini dile getirdiler.

”Edebiyatçılar dipsiz kuyuda…”

CHP Kültür ve Sanat Platformu, ‘’Edebiyatçıların, Yayıncıların Sorunları ve Çözüm Önerileri’’ başlıklı bir de kitapçık hazırladı. Yazarların sorunlarına bakışlarının anlatıldığı kitapçıkta yer alan yazarlardan bazılarının görüşleri şöyle:

 Turgay Fişekçi: Edebiyatımızın en önemli sorunu, edebiyat alanının edebiyat değerleri taşımayan unsurlarca işgal edilmiş olması. Edebiyat değerlerini taşımayan yazar ve yayıncılar, edebiyatı edebiyat olmaktan çıkarıp, ticari bir uğraşa dönüştürmüşlerdir

Tuncer Cücenoğlu: Edebiyatçıların en önemli sorunu ülkemizde gerçek bir demokratik ortamın olmaması, bu nedenle de eleştiriye tahammülü olmayan ikitidardakilerin edebiyatçıları/yazarları düşman ve hatta vatan haini gibi görmelerinden kaynaklıdır.

Müge İplikçi: Temel hak ve özgürlüklerin sürekli kısıtlandığı bir ortamda, çoğul düşünceyi işaret eden sanat ve kültür ruhunun giderek boğulmasına şaşmamak lazım. Öz sorunuz hala aynı; demokratik hak ve özgürlükler! Bunların temel oluşturamadığı bir ülkede sanat ve kültürün varlığı da şaibeli ve netameli bir varoluşu işaret ediyor.

Feyza Hepçilingirler: Türkiye’de edebiyatın yaşadığı en büyük sorun nitelik kaybı… Çalakalem yazılan kitapların çok satılıyor olması ne yazık ki birçok hevesliyi de bu türe bir şeyler karalamaya yönlendiriyor. ‘Edebiyat dünyası’ diye söz edilebilecek bir alan kalmadı.

Ayşe Kilimci: Ülkemizde edebiyatın da edebiyatçıların da sorunları kördüğüm. Dipsiz bir kuyuda bağırıp duruyoruz, balçık sesimizi yutuyor. Ses ilettik sanıyoruz, ne işiten var ne duymaya niyetli olan…

 

(http://www.gazetekadikoy.com.tr/haberDetay.aspx?haberID=6602   Erişim: 20.02.2015 10:43:12)

 

Edebiyatçılar ve yayıncılar Kadıköy’de

EDEBIYAT-SUBAT-PROGRAMYazarlar-Yayıncılar Buluşması 13 Şubat 2015 Kadir İncesu  (8)Yazarlar-Yayıncılar Buluşması 13 Şubat 2015 Kadir İncesu  (12) Topluca 2 Sempozyum.topluca DSC04237 13 Şubat 2015.2 IMG_6060 Aykurt Nuhoğlu Murat Kayarayalçın 4

Ercan Karakaş, Murat Karayalçın, Aykurt Nuhoğlu, Hikmet Altınkaynak, Zeynep Altıok Akatlı, Vecdi Sayar
Ercan Karakaş, Murat Karayalçın, Aykurt Nuhoğlu, Hikmet Altınkaynak, Zeynep Altıok Akatlı, Vecdi Sayar

CHP Kültür ve Sanat Platformu’nca düzenlenen edebiyatçıların, yayıncıların sorunları ve çözüm önerileri toplantısı Kadıköy Belediyesi Tarih Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde düzenlenen bir sempozyumda tartışıldı.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş, CHP İl Başkanı Murat Karayalçın, Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu’nun katıldığı toplantının açılış konuşmasını eleştirmen yazar Hikmet Altınkaynak yaptı. Edebiyat ve yayın dünyasının sorunları ile ilgili, moderatör Zeynep Altıok Akatlı’nın yönettiği toplantıya şair-yazar Turgay Fişekçi, Can Yayınları sahibi Can Öz, çevirmen Doç. Dr. Betül Parlak katıldı. Vecdi Sayar’ın moderatör olduğu ikinci toplantıda yazar ve yayıncıların örgütlerinin çözüm önerileri üzerine düşünceler açıklandı. Soru-cevap yapılan toplantıda konuşan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ercan Karakaş ortaya çıkan düşünce ve önerilerin CHP’nin hazırladığı sanat ve kültür ile ilgili çalışmada değerlendirileceğini ifade etti.

(Gerçek Gündem, 16 Şubat 2015 14.48)

 

Yaşar Nabi Nayır ve Kültür

Varlık 1 Varlık 2 Varlık 3 Varlık 4

Doğumunun 106. Yıldönümünde Yaşar Nabi Nayır için dergi yönetiminin Kadıköy Belediyesi’nin  (TESAK) Tarih Edebiyat ve Sanat Kütüphanesi’nde düzenlediği “Türk Dergiciliğinin Amiral Gemisi: Varlık Dergisi Paneli ve Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri Töreni”ne izleyici olarak gittim, şair, dergi yönetmeni ve ilk toplantının moderatörü  Enver Ercan’ın önerisi üzerine de Filiz Nayır Deniztekin, Tekin Gönenç, Nalan Barbarosoğlu, Adnan Binyazar, küçük İskender, Salih Polat, Metin Cengiz, Feyza Hepçilingirler, Nursel Duruel gibi ben de konuşmacı oldum.

Çok kısa biçimde Yaşar Nabi Nayır’la ilgili bir anımı paylaştım, Varlık dergisinin önemi, Yaşar Nabi Nayır’ın kimliği üzerinde durdum. Ödül kazanan gençleri kutladım.

Birdenbire oluşan bu konuşma daveti doğaldır ki benim konuşmamı o konumda sınırladı ve Yaşar Nabi Nayır odağında onunla nasıl tanıştığımı, ilk yazı ücreti almamın öyküsünü ancak anlatabildim. Konuşma kürsüsünden yerime geçerken söylemediğim şeyler aklıma takıldı, bunları anlatamadığım için de üzüldüm. İşte bu yazım, hem orada konuştuklarımı, hem de konuşamadıklarımı içeriyor.

Önce Varlık dergisi anılarımdan söze başlayayım.

Babıali’de ilk yazılarımdan biri şiir peşinde koştuğum dönemde şiir olarak 1974 Varlık Yıllığı’nda yayımlandı. O dönem 12 Mart sonrası fırtınalı yıllardı. O yılların gözbebeği, Cumhuriyet yanı sıra,  Yeni Ortam gazetesiydi. İlk eleştiri yazılarım 1972 yılında Yeni Ortam gazetesinde, 1975’te de Cumhuriyet gazetesinde çıktı. Bu arada o yılların dergilerinde de adım görünüyordu. Tümü amatörce, gönüllü yapılan yazarlıktı. Ama Varlık dergisi bunlardan farklıydı.

Varlık dergisinin başında Yaşar Nabi Nayır gibi bir kültür adamı vardı. Dergide yayımlanan her ürünün telif ücreti ödeniyordu. Arkadaşlar arasında böyle konuşuluyordu. Ben böyle biliyordum. Beni de arkadaşlar kışkırtıp telif ücretimi istemeye azmettirdiler!?  Ben de mektupla gönderdiğim şiirimin Varlık Yıllığı’nda yayımlanmasının bilmem kaçıncı ayında hem tanışmak, hem yeni yazılar vermek, hem de şiir parası almak için Varlık’a gittim.

Yaşar Nabi Bey, herkesi olduğu gibi beni de gayet iyi karşıladı. Kendimi tanıttım. Konuştuk. Benim amacım telif ücreti almak değil, dedim, sizinle tanışmak. Sizin Babıali’nin telif ücreti ödeyen tek kurumu olduğunuzu duyduğum için, ben de anılarıma ilk telif ücretini sizden aldım diyebilmek için geldim’ dedim.  Gülümsedi. Tabii dedi. Muhasebeye uğrayın, adınızı söyleyin paranızı alın, dedi.

Yaşar Nabi’yle tanışmam ve ilk telif ücretini Varlık’tan almam, benim için unutulmaz anılarımdan biridir. Bu anı unutulur mu?

Bunu yazarken o şiirimi de 1974 Varlık Yıllığı’ndan buldum. Onu da paylaşayım istiyorum:

BİR KISA SOYUTLAMA

ay düştü

tutulmuş bir aydı bu

durun vurmayın

ünledi yıldızlar

 

güneş düştü

vurdular güneşi

gözleri kafaları kin dolu

yürekleri kafaları

acımasız vurdular

 

dağ düştü

yamacında oturtmadılar bir kez

düşünmeden dönerek

bir gerçeği birlikte yıktılar

 

düştü deniz

doldurdu kaç körfezi

aktı nice okyanuslara

selamlayarak maviyi

güneşe

yürüdü deniz

                (1974 Varlık Yıllığı, Varlık yayınları, 1974, s.460)

Bir başkası da Varlık’ın Kemal Özer yönetimine geçtiği dönemde Varlık Yıllığı’na Kemal Özer-Filiz Nayır kararıyla 1983 Yılından başlayarak  “Yılın Şiiri” bölümünü yazmamdır.  Telif ücreti istemenin cesaretini ve utancını aklıma geldikçe birlikte yaşarım. Ama Varlık ve Varlık Yıllığı yazarlığımı hep sevinçle, hep onurla başımın üstünde taşırım.

Aslında 1983’e gelindiğinde ben de artık edebiyatta epeyce yol almıştım.  Çünkü  1977’de Edebiyatımızda 1940 Kuşağı adlı kitabım yayımlanmıştı. Yine aynı yıl Asım Bezirci ile Cem Yayınevi’nden Orhan Kemal adlı ortak kitabımız çıktı. Her ay birkaç dergide birden yazılar yazıyordum.

Anılara dalınca yürüyüp gidiyor. Anı anımsamayı burada kesip Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık Dergisi ve Varlık Yayınları ile attığı adımın hem Türkiye, hem de dünya için ne kadar büyük bir öneme sahip olduğunu anlatmak isterim.

Yayın yaşamında 81 yılını dolduran Varlık’ın Cumhuriyet’in 10. Yıldönümünde yayımlanmış olması sıradan bir rastlantı değildir diye düşünüyorum. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür” sözünü sahiplenme anlayışı vardır ki, bu anlayış dünyanın bile yıllarca sonra ulaştığı bir bilinç düzeyidir.

Yaşar Nabi Nayır, Galatasaray Lisesi’ni bitiren yabancı dil bilen Türk Dil Kurumu’nda, Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalışan bir şair, yazar, çevirmen olarak kültürün önemini daha o yıllarda çok iyi içselleştirmiş olacak ki, önce Varlık dergisiyle ardından Varlık Yayınlarıyla toplumu bir köşesinden aydınlatmaya başlar.

Derginin adına “Varlık” diyor, çünkü Birinci Dünya Savaşından yıkımla çıkan Osmanlı Devletinden geriye borçlar kalıyor. Hazine bomboş. Para yok, yol yok, elektrik yok, eğitim sağlık tarım sanayi yok… Ardından Kurtuluş Savaşı ülkeyi iyice yokluğa sürükler. Ama herkeste Cumhuriyet yönetimine bir güven, bir inanç var. Bir umut var.  Bunun bir göstergesi olarak da  Yaşar Nabi, Varlık dergisini 1933’te yayımlamaya başlar.

Eğitimde ve kültürde bir Rönesans yaşatan bu nedenle de adı efsaneleşen Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel,  kırk bir yaşında, 1940’ta göreve gelir, ilk yıl 100, ayrıldığı 1946’da ise,  yayımlanan Türk ve dünya klasiklerinin sayısı 500’ü bulur. Yaşar Nabi Nayır’ın Varlık dergisiyle çizdiği kültür politikası, belki Milli Eğitim Bakanlığına da yol gösterir.

O yıllarda dünyada bile kültüre o denli önem veren yoktur. Birleşmiş Milletler Örgütü, ona bağlı on yedi organdan biri olan UNESCO (Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü) henüz kurulmamıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi henüz yayımlanmamıştır.

Çünkü bunların tümü dünyada barışı, toplumsal ve kültürel gelişmeyi gerçekleştirmeyi amaçlayan evrensel kurumlardır. Ama bunların henüz olmadığı bir dönemde Yaşar Nabi Nayır’ın bir ‘Edebiyat ve Kültür  Dergisi’ çıkarması, Varlık Yayınları’nı kurması, bence olağanüstü bir öngörü ve başarıdır.

Kültürün önemi 1946’da kurulan UNESCO ile ortaya çıksa bile,  kültürün bir insan hakkı olduğu gerçeği UNESCO’yla değil, 10 Aralık İnsan Hakları Evrensel bildirisiyle tüm dünyaya 10 Aralık 1948’de duyurulur. 27. Maddesinde aynen şöyle denir:”  1. Herkes toplumun kültürel yaşamına serbestçe katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkına sahiptir. 2. Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.”

İşte bu maddenin özünü yıllar önce kavrayan Yaşar Nabi Nayır, Varlık dergisiyle, Varlık Yayınlarıyla tek başına devletin, kültür bakanlığının, milli eğitim bakanlığının yapmadığını/yapamadığını yapan bir kültür adamı olur. Kültüre yaptığı 46 yıllık hizmet için 1979’da Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü verilmesi, Varlık dergisini ve Varlık Yayınları’nı kurumsallaştırması, bu kurumun günümüzde de yaşıyor olması bunun en açık göstergesidir.

Bugün hiçbir ev yoktur ki, Varlık dergisi ya da Varlık Yayınlarından bir kitap girmemiş olsun. Tüm bu hizmetleri için Yaşar Nabi Nayır’a ne kadar teşekkür borçlu olduğumuzu söylemeye gerek yok. Onu saygı ile anarken,  Yaşar Nabi Nayır’ın kızı Filiz Nayır Deniztekin’i ve 25 yıldır bu Amiral Geminin kaptanlığını yürüten Enver Ercan’ı yürekten kutluyorum. Tabii Varlık’tan vazgeçmeyen yazarlarını ve okurlarını da… İyi ki doğdun Yaşan Nabi Nayır… İyi ki doğdun… Aramızdan ayrılsan da aramızdasın, yaşıyorsun…

Kim Engelli?

3 ARALIK DÜNYA ENGELLİLER GÜNÜNDE

Çarşamba günü Beşiktaş’ta Mustafa Kemal Kültür Merkezi Attilâ İlhan Salonu’nda engellileri anlatan “İlle de Yaşamak” adlı belgeseli izledim. Etkinlik piyano eşliğinde bale gösterisiyle başladı. Ardından engellilerin ortaya koyduğu belgesel film gösterildi.

Yönetmenliğini Sinan Karahan’ın, yapımcılığını Mahir Turan’ın yaptığı bu filmde, engellilerin engelleri nasıl aştığını gördüm. Bale yapan, piyano çalan, basketbol oynayan, judo yapan, tekerlekli sandalyeyle alışverişe çıkan, bağlama çalan engellileri tanıdım.

Belgeselin izlenmesinden sonra sahneye gelen Sinan Karahan, “ Sosyal bir devlette engelliler insanca yaşamak istiyor” dedi  ve ekledi:  “Engellileri ne kadar anlatsak, yine de eksik kalır anlattıklarımız”.

Filmde kimi en büyük kâbusu olarak annesini yitirmeyi anlatıyordu, kimi bizler görmediğimiz için her şeye dokunarak anlıyoruz, sizler de bizi anlamak istiyorsanız, bize dokunun diyordu…

“İlle de Yaşamak” belgeselinden sonra oyuncu Fırat Tanış’ın sunduğu programda önce CHP Genel Başkan Yardımcısı Yakup Akkaya konuştu. Engellilerin sorunlarını, çözüm önerilerini  CHP’nin gerçekleştirdiği çalışmaları anlattı. Yapılan yasal düzenlemelerden söz etti. Daha sonra ise, CHP Lideri Kılıçdaroğlu, sahnede bazı engellilerle, belgeselde rol alan Hanife Eker, Meryem Nazlı, Burak Can Şahin, Özer Güvenç’le bir araya geldi. Onların engelli istihdamı, engellilerin sosyal yaşamda karşılaştığı sorunlar, erişilebilirlik, aile sigortası gibi konularda odaklanan sorularını yanıtladı.

Kılıçdaroğlu, engellilerle empati kurmak için görme engelli Meryem Nazlı’nın bastonunu aldı ve soruları öyle yanıtladı.

Programı izlerken bir an Arjantinli öykü ve deneme yazarı, şair ve çevirmen, büyülü gerçekçilik akımının önde gelen isimlerinden Jorge Luis Borges’i (d. 24 Ağustos 1899 – ö. 14 Haziran 1986) düşündüm.

Otuz beş yaşında kalıtımsal bir hastalık yüzünden gözlerini yitiren Borges, 1955’te 800.000 kitaplı Arjantin Ulusal Kütüphanesi Müdürlüğü’ne getirilmişti.  Ertesi yıl 1956’da Buenos Aires Üniversitesi’nde İngiliz ve Amerikan edebiyatı profesörlüğüne atanmış  ve on iki yıl çalışmıştı.

Geçen yıl Tüyap İstanbul Kitap Fuarı’na gelen denemeci  Alberto Manguel,  4 yıl boyunca haftanın 3-4 günü Borges’in evine gitmiş ve ona kitap okumuştu.

Manguel, Borges’e  onun isteği üzerine çoğunlukla Kipling’in öykülerini, Stevenson’un denemelerini okurdu.  Borges, Manguel’le okunanları  paylaşır, yazarların nasıl çalıştıklarını irdelerdi.  Alberto Manguel’in anlattıklarından biri çok ilginç.

Kimi zaman Borges, bir kitapçı rafında elini bir kitabın kapağında gezdirdikten sonra sanki sihirli bir sesin yardımıyla -fizyoloji yasalarına aykırı bir şekilde- kitabın adını söylermiş.

Yapıtlarıyla tüm insanlığı büyüleyen Borges, bu alanda yalnız değil. İlyada ve Odysseia’nın yaratıcısı M.Ö. 8. Yüzyılda yaşadığı sanılan Homeros da Borges gibi, kördü.

Dünya Engelliler Günü’nde çok yetenekli engellileri izlerken, bunları düşündüm.  Filmde Mevlut Yavuz’un iki oğluyla birlikte tıpkı Âşık Veysel’in okuduğu  “Uzun ince bir yoldayım/Gidiyorum gündüz gece” türküsüyle simgelenen yaşama tutunma çabasını yürekten alkışladım.

Tango ve Şevval Sam

Tango nedir? Bir ezgi türü mü? Bir tür dans mı? Dansla müziğin iç içe geçtiği bir dans-müzik mi? Yıllar önce yayımlanan ve şimdi satışta olup olmadığını bilmediğim, sanat danışmanlığını Cemal Ünlü’nün yaptığı  “ Geçmişten Günümüze Türk Müziği” dizisinde “Alafranga” adlı CD’li kitapta, tango, dans müziği olarak tanıtılıyordu. Kitapta Waldo Frank’ın tanımına yer veriliyor, Frank, “Tango hayatın ve trajik duyguların estetik bir biçimde toplumca ifadesidir” diyordu.(Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1998)

Tango, Arjantin’de doğsa da Endülüs ve İtalyan folklorundan izler taşıdı ve dünyaya yayıldı, Türkiye’de de sevildi. Her ülkede yerel kimliğe büründü, başkaldırının simgelerinden biri oldu. Tango’yu inceleyen Fehmi Akgün,Büyük kente koşan, aradığını bulamayıp düş kırıklığına uğrayan insanların kırılan umutları, sıkıntıları, başkaldırıları bu dansla ifade edilmiş dışa vurulmuştur” saptaması yapıyor. Ferman Silva Valdes ise, “Tango, sen bir çığlık, bir hıçkırıksın. Sarhoş olduklarında bile gülmesini bilmeyen insanların şarkısısın” diyor. ( Fehmi Akgün, Yıllar Boyunca Tango, Pan Yayıncılık, İstanbul 1993)

İş Sanat’ta dün akşam müziğiyle, dansıyla Şevval Sam’ı dinlerken-izlerken bunları da düşündüm. Bugünlerde bir tango albümü de yayımlayan Şevval Sam’ın bunu iki yıllık bir ön hazırlık içinde yaptığı bilgisini edindim. Yüzlerce eser arasından 17 şarkı seçmiş. Bu şarkılar arasında Türkiye ve dünyadan eserler de yer alıyor.

İki saate yaklaşan tango konserinde Şevval Sam, modern ve klasik tangoları seslendirdi, yumuşak figürlerle, yüzünde bir hüzünle dans etti. Güzel bir akşam yaşattı izleyicisine. Yalnızca salonda yer alan seyircileriyle değil, Facebook hesabından saat 21.00’de başlayarak dört tangoyu da canlı olarak, hayranlarıyla paylaştı.

Oyunculuk; türkü, arabesk, alaturka, tango, tangolara söz yazarlığı… Tepeden tırnağa yetenek dolu bir sanatçı Şevval Sam. İçindeki dans ateşi ve özgürlük ezgileri sanki bir volkan gibi kaynıyor… Hayranlarından olduğu gibi, sanırım annesi, büyük sanatçı Leman Sam’dan da büyük destek alıyor.

İş Sanat’ta Şevval Sam konserinde bunları yaşadım. Şevval Sam dinleyicisi de bunu görüyor ki konserinin biletleri günler öncesi tükenmişti.

Gramofon ve taş plaklar döneminde moda olan tango, ilk Türk besteciler de yetiştirdi. Necip Celal Antel, Mazi’yi yazdı. 1932 yılında Seyyan Hanım tarafından plağa okundu. Antel’den sonra Fehmi Ege, Necdet Koyutürk gibi besteciler çıktı. Birsen Hanım, Afife Hanım tango söyleyenler arasına katıldı.

Benim ilk kez sahnede dinlediğim ve izlediğim, son tango söyleyen sanatçımız Şevval Sam’ın dün akşamki ezgilerini/çığlığını, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olması nedeniyle farklı algıladım… Tangonun yeniden moda olması düşüncesine de bir İnsan Hakları Günü’yle örtüşmesi nedeniyle kapıldım.

Ne dersiniz Şevval Sam tangoyu yeniden moda haline getirebilir mi? Getirmeli, tango moda haline gelmeli. Bunu derken yalnızca türkü ve şarkılar yetmez, umut genel olarak sanatta, sanatçıda da diyorum. Artık tüm yurtta ve dünyada yaşanan haksızlıklara herkes bir köşesinden yeter demeli… Şevval Sam’ı bir de bu gözle izlemeli, dinlemeli…

Aykırı Kumpanya’yı İzledim

Dün akşam Enver Aysever’in yazdığı, yönettiği ve anlattığı tek kişilik müzikli gösteri Aykırı Kumpanya’yı izledim.  Gösterinin Zorlu Center Psm Drama Sahnesi davetlilerindendim. Solist  Sibelalaş’ın (Sibel Alaş)şarkılarını dinledim. Dört kişilik orkestrasıyla ve zaman zaman da Enver Aysever’in baterist olarak katıldığı ezgilerde acı, gözyaşı ve kahkaha iç içe geçti. Duygulanmamak içten değildi. Herkes üzülürken de gülerken de gözyaşlarını tutamıyordu.

Enver Aysever, yaklaşık üç saatlik gösterisiyle büyük alkışlar aldı. Kişisel, ailesel yaşamından yola çıkarak, edebiyatla; toplumsal ve siyasal olayları, çelişkileri, gülünçlükleri anlattı durdu. Arada bir Sibelalaş, ipek gibi bir sesle şarkılarıyla buna renk katkı. İzleyenleri kâh coşturdu, kâh ağlattı.

Gösteri, Sibelalaş’ın ‘Merhaba’ şarkısıyla, ardından Aysever’in  orkestranın nasıl oluştuğunu anlatmasıyla başladı.

Gösteriyi izleyen çok sayıda ünlü vardı. Aysever, göndermelerle bu ünlüleri de gösterinin birer parçası haline getirmeyi başardı. En çok CNN Türk Genel Müdürü Barış Tünay’ı anlattı. Sonra bunu Altan Öymen’le Ercan Karakaş, Mustafa Sarıgül, Selami Öztürk, Abbas Güçlü, Zeynep Altıok ve başkalarıyla da yer yer sürdürdü.

Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, Attilâ İlhan vb sanatçılardan ilginç anekdotları siyasal, toplumsal olaylarla ve siyasilerle ilişkilendirerek, şiirlerle, bol esprilerle sundu, herkesi düşündürdü ve güldürdü.

Gösteri, izleyicilerin de katıldığı ‘Kızlı erkekli’ şarkısıyla ve belleklerde kalan, film olarak perdeye yansıyan gezi görüntüleriyle sona erdi.

Enver Aysever’i, Sibelalaş’ı ve orkestrada yer alan sanatçıları yürekten kutluyorum. Nicedir böyle güzel bir gösteri izlememiştim. Nicedir böyle içten gelerek gülmemiştim.