ONK Ajans

 Osman N. Karaca’yı Yitirdik (mi?)

ONK olmasaydı, Orhan Kemal’i, Sabahattin Ali’yi, Halit Ziya Uşaklıgil’i, Orhan Pamuk’u  vb. yazarları  yabancılar okuyamayacak, bizler de Milen Kundera’yı, Albert Camus’yü, Jean-Paul Sartre’ı, Thomas Mann’ı, Virginia Woolf’u, Umberto Eco vb. yazarları belki de hiç okuyamayacak ya da çok geç okuyacaktık.

Kim bilir belki de pek çok filmi, pek çok oyunu zamanında izleyememiş olacaktık!

Önceleri ONK’un çalışma alanı yalnızca yabancı yayınların Türkiye’de, Türkçe yayıncı bulmasıyla sınırlıyken sonraları ONK, Türkçe kitapların da başka dillerde yayımlanmasını sağlama ve giderek de bir yazarın tüm yayıncılarla, sinemacılarla, tiyatrolarla ilişkisini düzenleme, yazara yayın danışmanlığı, hukuk danışmanlığı yapmaya yöneldi. Osman N. Karaca ONK’u kurarak Türkiye’de bir boşluğu doldurdu. Onu evrensel bir yapıt hakları (Copyright ©) kuruluşu haline getirdi.

Geçen 53 yıllık süre içinde ONK, 5.000’i aşkın kitabın yayımlanmasını sağladı. Türkiye’de sahnelenen oyunların yüzde 80’ini ONK getirdi. Türkiye’nin Milliyet Çocuk’tan sonra çağdaş ilk çocuk dergisi olan Kumbara’yı 16 yıl (1978-1993) Türkiye İş Bankası adına yayımladı. Milyonlarca çocuğun dünyasına girdi.

Her yıl ilk baskı ve tekrar baskı olmak üzere en az 250 kitabın Türkiye’de basılmasını gerçekleştirdiğini biliyorum. Şimdilerde 1000’e yakın Türk yazar, çevirmen, çizer ve bestecinin temsilciliğini yapıyor.

İşte tüm bu hizmetleri sunan kurumun kurucusu Osman N. Karaca’yı yitirdik demeye dilim varmıyor. Onun yaptığı iş aslında Oktay Akbal’ın betimlediği gibi “Sanata, sanatçıya, güzellikleri sevene, arayana, yaratana sevgiyle, saygıyla uzanmış bir el”den başkası değildi. ..

İnsana, emeğe, sanata değer veren bir insan olarak, kültür tarihimiz içinde saygıyla hep anılacaktır. Çok üzgünüz. Ailesinin kültür dünyasının başı sağ olsun. Osman N. Karaca ağabey ışıklar içinde uyusun…

Tango ve Şevval Sam

Tango nedir? Bir ezgi türü mü? Bir tür dans mı? Dansla müziğin iç içe geçtiği bir dans-müzik mi? Yıllar önce yayımlanan ve şimdi satışta olup olmadığını bilmediğim, sanat danışmanlığını Cemal Ünlü’nün yaptığı  “ Geçmişten Günümüze Türk Müziği” dizisinde “Alafranga” adlı CD’li kitapta, tango, dans müziği olarak tanıtılıyordu. Kitapta Waldo Frank’ın tanımına yer veriliyor, Frank, “Tango hayatın ve trajik duyguların estetik bir biçimde toplumca ifadesidir” diyordu.(Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1998)

Tango, Arjantin’de doğsa da Endülüs ve İtalyan folklorundan izler taşıdı ve dünyaya yayıldı, Türkiye’de de sevildi. Her ülkede yerel kimliğe büründü, başkaldırının simgelerinden biri oldu. Tango’yu inceleyen Fehmi Akgün,Büyük kente koşan, aradığını bulamayıp düş kırıklığına uğrayan insanların kırılan umutları, sıkıntıları, başkaldırıları bu dansla ifade edilmiş dışa vurulmuştur” saptaması yapıyor. Ferman Silva Valdes ise, “Tango, sen bir çığlık, bir hıçkırıksın. Sarhoş olduklarında bile gülmesini bilmeyen insanların şarkısısın” diyor. ( Fehmi Akgün, Yıllar Boyunca Tango, Pan Yayıncılık, İstanbul 1993)

İş Sanat’ta dün akşam müziğiyle, dansıyla Şevval Sam’ı dinlerken-izlerken bunları da düşündüm. Bugünlerde bir tango albümü de yayımlayan Şevval Sam’ın bunu iki yıllık bir ön hazırlık içinde yaptığı bilgisini edindim. Yüzlerce eser arasından 17 şarkı seçmiş. Bu şarkılar arasında Türkiye ve dünyadan eserler de yer alıyor.

İki saate yaklaşan tango konserinde Şevval Sam, modern ve klasik tangoları seslendirdi, yumuşak figürlerle, yüzünde bir hüzünle dans etti. Güzel bir akşam yaşattı izleyicisine. Yalnızca salonda yer alan seyircileriyle değil, Facebook hesabından saat 21.00’de başlayarak dört tangoyu da canlı olarak, hayranlarıyla paylaştı.

Oyunculuk; türkü, arabesk, alaturka, tango, tangolara söz yazarlığı… Tepeden tırnağa yetenek dolu bir sanatçı Şevval Sam. İçindeki dans ateşi ve özgürlük ezgileri sanki bir volkan gibi kaynıyor… Hayranlarından olduğu gibi, sanırım annesi, büyük sanatçı Leman Sam’dan da büyük destek alıyor.

İş Sanat’ta Şevval Sam konserinde bunları yaşadım. Şevval Sam dinleyicisi de bunu görüyor ki konserinin biletleri günler öncesi tükenmişti.

Gramofon ve taş plaklar döneminde moda olan tango, ilk Türk besteciler de yetiştirdi. Necip Celal Antel, Mazi’yi yazdı. 1932 yılında Seyyan Hanım tarafından plağa okundu. Antel’den sonra Fehmi Ege, Necdet Koyutürk gibi besteciler çıktı. Birsen Hanım, Afife Hanım tango söyleyenler arasına katıldı.

Benim ilk kez sahnede dinlediğim ve izlediğim, son tango söyleyen sanatçımız Şevval Sam’ın dün akşamki ezgilerini/çığlığını, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü olması nedeniyle farklı algıladım… Tangonun yeniden moda olması düşüncesine de bir İnsan Hakları Günü’yle örtüşmesi nedeniyle kapıldım.

Ne dersiniz Şevval Sam tangoyu yeniden moda haline getirebilir mi? Getirmeli, tango moda haline gelmeli. Bunu derken yalnızca türkü ve şarkılar yetmez, umut genel olarak sanatta, sanatçıda da diyorum. Artık tüm yurtta ve dünyada yaşanan haksızlıklara herkes bir köşesinden yeter demeli… Şevval Sam’ı bir de bu gözle izlemeli, dinlemeli…

Aykırı Kumpanya’yı İzledim

Dün akşam Enver Aysever’in yazdığı, yönettiği ve anlattığı tek kişilik müzikli gösteri Aykırı Kumpanya’yı izledim.  Gösterinin Zorlu Center Psm Drama Sahnesi davetlilerindendim. Solist  Sibelalaş’ın (Sibel Alaş)şarkılarını dinledim. Dört kişilik orkestrasıyla ve zaman zaman da Enver Aysever’in baterist olarak katıldığı ezgilerde acı, gözyaşı ve kahkaha iç içe geçti. Duygulanmamak içten değildi. Herkes üzülürken de gülerken de gözyaşlarını tutamıyordu.

Enver Aysever, yaklaşık üç saatlik gösterisiyle büyük alkışlar aldı. Kişisel, ailesel yaşamından yola çıkarak, edebiyatla; toplumsal ve siyasal olayları, çelişkileri, gülünçlükleri anlattı durdu. Arada bir Sibelalaş, ipek gibi bir sesle şarkılarıyla buna renk katkı. İzleyenleri kâh coşturdu, kâh ağlattı.

Gösteri, Sibelalaş’ın ‘Merhaba’ şarkısıyla, ardından Aysever’in  orkestranın nasıl oluştuğunu anlatmasıyla başladı.

Gösteriyi izleyen çok sayıda ünlü vardı. Aysever, göndermelerle bu ünlüleri de gösterinin birer parçası haline getirmeyi başardı. En çok CNN Türk Genel Müdürü Barış Tünay’ı anlattı. Sonra bunu Altan Öymen’le Ercan Karakaş, Mustafa Sarıgül, Selami Öztürk, Abbas Güçlü, Zeynep Altıok ve başkalarıyla da yer yer sürdürdü.

Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Orhan Kemal, Attilâ İlhan vb sanatçılardan ilginç anekdotları siyasal, toplumsal olaylarla ve siyasilerle ilişkilendirerek, şiirlerle, bol esprilerle sundu, herkesi düşündürdü ve güldürdü.

Gösteri, izleyicilerin de katıldığı ‘Kızlı erkekli’ şarkısıyla ve belleklerde kalan, film olarak perdeye yansıyan gezi görüntüleriyle sona erdi.

Enver Aysever’i, Sibelalaş’ı ve orkestrada yer alan sanatçıları yürekten kutluyorum. Nicedir böyle güzel bir gösteri izlememiştim. Nicedir böyle içten gelerek gülmemiştim.

 

New York Seyir Defteri Üzerine Buket Uzuner ile Söyleşi

Buket Uzuner ile bu söyleşiyi 2000 yılında gerçekleştirmiştim. Arşivimde yoktu. Buket Uzuner’in kendi sitesinde yer aldığını görünce, ben de okurlarıma sunayım istedim. İşte sorularım ve yanıtları:

1-Format olarak değişik, hoş bir yanı var kitabınızın. Sanırım ‘New York’un şanına uygun olsun diye düşündünüz? Öyle mi?

1-New York Seyir Defteri’nin biçimsel olarak da bir defter görüntüsünde olmasını arzu ediyordum. Aslında hemen her yazarın kitaplarının biçimi hakkında bazı hayalleri vardır ama ne yazık ki, maddi koşullar yazarları çoğu kez bu hayallerini saklamaya iter. Bunlar toplumun alım gücü, okuma oranı ve yayıncıların yatırım yaptıkları kitap hakkında hesaplarıdır. Benim biçimsel düşlerimden biri ancak 11. kitabımda (aynı zamanda 3. Gezi kitabım) gerçekleşebildi. Spiral sayfalı ve özel tasarımlı bu kitabın ilk baskısı (5000 adet) biraz da koleksiyoncular ve kitap tutkunları düşünülerek basıldı. Sonraki baskılar 2. hamur ve ince kapaklı olarak planlanmıştı. Ama daha dağıtıma çıktığı gün tükenen birinci baskı nedeniyle spiralli ve özel tasarımlı olarak ikinci baskı yapıldı(5000 adet). Üçüncü baskı daha ekonomik ve düz olacak. Sonuçta bu şık ve defter tasarımlı kitap Şehir Romantiğinin Günlüğü’ne de denk düşebilir ve onun günlük olan içeriğine de uygun olabilirdi ama koşullar ancak bu yıl ve bu kitaba uygun düştü.

2-New York hayranlığı sizde ne zaman başladı?

2- New York Şehri’ni özellikle seviyor olmamı bir hayranlık olarak algılamak elbette yanlıştır. Çiğ kalır. Ben hiçbir şehre öyle kuru kuru hayran olamam. Bu yaştan sonra ve bu durumumda ‘hayranlık’ tek başına benim hiçbir ilişkimle ve duygumla örtüşemez. Hayranlık kavramı benim İstanbul, New York ve Paris sevgimi anlatmama yetmez, talihsiz kalır. New York’u öğrenci olarak ABD’ye gittiğim yirmili yaşlarımda ilk kez görmüş ve tuhaf biçimde etkilenmiştim. Ancak 3 gün gördüğüm bu kent çok canlı, karmaşık, tehlikeli ama aydınlık ve vaadkârdı. Sokaklarında o kadar çok yabancı dolaşıyor ve o kadar farklı yabancı diller konuşuluyordu ki, bir yabancı olan ben yabancı kalmıyordum artık orada. Bir de o sırada ırkçılığın çok yüksek olduğu Batı Avrupa’da 3 yıl yaşamışlığın ve gözlemlerin üstüne New York bana iyi gelmişti. Sonra her ABD’ye yolum düştüğünde mutlaka New York’a uğramak için bahaneler yarattım ve olanak bulmak için uğraştım. Kitapta özellikle ‘Ruh-eşim İstanbul, Eski Kocam Paris ve Sevgilim New York’ adlı yazıdaki metaforik anlatımımla açıkladığım gibi New York ayrıca enerjisinin tehlikeli ve vaadkâr yüzleriyle İstanbul’a benzeyerek de beni etkiledi.

3-Dedikoduyu sevdiğiniz anlaşılıyor diyebilir miyiz? Çünkü Woody Allen’ın ‘Dedikodu ihmal edilmiş bir sanat’ sözünü çok benimsemiş görünüyorsunuz…

3- Kitap dikkatle okunursa bu yorumda bulunulmayacaktır. Bana ” Dedikodu ihmal edilmiş bir sanattır ” diyen Woody Allen’in bu cümlesini aktaran Shelley : “buna inanabiliyor musun?” diye ekliyor. Ardından da, ya Woody Allen’in bunu söylemiş olduğuna şaşırdığı ya da bununla alay ettiğine dair bir yorum var. Benim dedikodu sevmediğimi yakınlarım ve okurlarım bilirler. Ama doğrusu bunların kitabımla ve benim yazarlığımla hiçbir ilgisi yok.

4-Önceki yıl İstanbul’a gelen tiyatro hocası ve sanatçısı Shelley Berc’i çok sevdiğiniz anlaşılıyor. New York’a gelir gelmez ilk kafeye de onunla gidiyorsunuz. Shelley Berc’in Amerikan edebiyatında bir tiyatro yazarı olarak önemi nedir?

4- Shelley Berc, Amerikalı çağdaş bir tiyatro yazarı ve romancıdır. Aynı zamanda kendisi bir edebiyat profesörüdür ve Yale Üniversitesi mezunudur. Oyunları Avignon, Edinburg gibi uluslararası festivallerde ve San Francisco ve New York’ta oynanmış, kendisi aralarında Rockefeller ve New York Tiyatro Eleştirmenleri olan birçok tiyatro ödülüne değer bulunmuş bir yazardır. Onun tiyatrocu olarak Amerikan edebiyatındaki önemini Amerikalı tiyatro eleştirmenlerine bırakıyorum. Benim için Shelley yetişkinlik hayatımın en yakın birkaç kız arkadaşından biridir: çok özel, çok sevgili ve incelikli bir insandır. Birbirini ayrıntılarda anlayan ve olduğu gibi kabul eden ender ilişkilerden biri…

5-Ya enstalasyon sanatçısı Alejandro (Alehandro okunur)’nun sanatçı olarak önemi?

5- Alejandro Fogel Amerikalılar’ın görsel sanatçı dedikleri enstalasyon, video ve web-sanat üretimi yapan bir performans sanatçıdır. Eserlerini Küba, Almanya, İspanya, İsrail, Macaristan ve ABD’deki galeri ve müzelerde sergilemiş Arjantinli bir sanatçıdır. Özellikle Nazi işgali sırasında Macaristan’da yaşanan şiddeti anlatan enstalasyonlarıyla biliniyor. Onun sanatçı olarak önemi bu sanat dalındaki usta ve eleştirmenlerin işidir. Ben Alejandro’nun arkadaşıyım ve o güvenilecek bir arkadaştır.

6-Bu günlüğün kaynağı olan bir yıllık gezinizin artı ve eksileri üzerinde durur musunuz?

6- Bir yazarın özellikle yeni yayımlanmış kendi kitabının artı ve eksileri üzerine konuşması yanlış olur. İsterseniz bunu edebiyat eleştirmenlerine, sosyologlara bırakalım. Çünkü bu kitap bir Türkiyeli edebiyatçının, bir İstanbullu romancının New York Şehri’ni seyir edişidir. Seyretmek biraz dışarda kalmayı gerektirir, bilirsiniz. Aslında New York’un odak noktası seçişi de yalnızca yazarın bu kente olan sevgisinden değil, ayrıca 21. yy’ın başlarında kültür sanat başkentinin çirkin ve cazip yüzlerini sosyo-edebi olarak araştırmaktır da.

7-Bu kitabınızın öykü ve romancılığınıza olan katkısını değerlendirir misiniz?

7- Bir yazarın her kitabı onun açılımlarını sergiler. Ben yalnızca roman, hikâye gibi kurgu dalında değil, deneme ve gezi alanında da ürün vermeyi seviyor, bu alanlarda da söyleyeceklerim olduğunu düşünüyorum. Sizin sorduğunuz değerlendirmeyi eleştirmenler yapsın. Hem Cemal Süreya’nın da dediği gibi “bir edebiyatçı ne yazarsa yazsın edebiyat olur!”

Basında Binyıl Şiiri

Binyılın şiiri yazıldı

 Hürriyet Gösteri dergisi 42 şaire binyılı yorumlattı

HÜRRİYET Gösteri dergisi Ocak- Şubat 2000 sayısında ilk kez gerçekleştirilen bir projeye imza attı. Türk şiirinin önde gelen 42 ismine yeni binyılı yorumlattı ve oluşan şiir ‘Binyıl Şiiri’ adıyla yayımladı.

Aralarında Melih Cevdet Anday, Arif Damar, Talat Halman, Hilmi Yavuz, Ataol Behramoğlu, İlhan Berk, Kemal Özer, Ataol Behramoğlu, Bülent Ecevit, Mehmet Başaran, Ahmet Oktay gibi Türk şiirinin önde gelen isimlerinin de olduğu 42 şair sırayla yeni binyılı dizelerinde yorumladılar.

Hikmet Altınkaynakın koordinatörlüğünde Gösteri Dergisi tarafından yürütülen bu proje Türkiye tarihinde bir tür ‘şiir anıtı’ olmaya aday.

Dergide ayrıca ‘Okurken’ adını verdiği yazılarıyla Fethi Naci okuma notlarını yayımlıyor. Düzyazıları 9 ciltte toplanan Hilmi Yavuz ise kendisiyle yapılan bir söyleşide asıl serüveninin düzyazı değil şiir olduğunu söylüyor.

KİMLER YAZDI

Melih Cevdet Anday, Arif Damar, Haydar Ergülen, Cevat Çapan, Cengiz Bektaş, Yüksel Pazarkaya, Turgay Fişekçi, Talat Halman, Hilmi Yavuz, Orhan Alkaya, Hasan Öztoprak, Nihat Behram, Erdoğan Alkan, Ataol Behramoğlu, Güven Turan, Refik Durbaş, Engin Turgut, Sedef Özkan, Hüseyin Alemdar, Ahmet Oktay, Kemal Özer, İlhan Berk, Eray Canberk, Enver Ercan, Mehmet Başaran, Melisa Gürpınar, Özkan Mert, Hidayet Karakuş, İnci Asena, Şavkar Altınel, Süreyya Berfe, Zeynep Aliye, Akgün Akova, İlter Yeşilay, Şükran Kurdakul, Turgay Gönenç, Yeşim Ağaoğlu, Oya Uysal, Bülent Ecevit, Mustafa Köz, Şinasi Özdenoğlu.

Hürriyet Gösteri Dergisi’nin bu ayki sayısında yer alan konulardan biri de İsveçli oyun yazarı August Strindberg. Dünyanın tüm önemi sahnelerinde pere açan oyunlarıyla tanıan Strinderg’in karmaşık iç dünyasını anlatan bu yazıyı Tekin Sönmez kaleme aldı.

Kültür Merkezleri ile ilgili kapsamlı bir araştırma ve edebiyat -sinema ilişkisini konu alan yazı da Gösteri’nin Ocak\ Şubat 2000 sayısında yeralan diğer konular..

ECEVİT’İN DE DİZELERİ VAR

Şiirleri daha önce bestelenerek şarkı da olan Başbakan Bülent Ecevit de Binyıl Şiiri’ne dizeleriyle katıldı. Usta şair Melih Cevdet Anday’ın ‘‘Yarın günlerden ağustosböceği’’ dizesiyle başlayan şiirde Ecevit’in de şu dizeleri yeralıyor: ‘‘bir görünmez duvar indi/bilmeden aştığımız çizgiye/öncesi dumanlar içinde’’

( Hürriyet, 05.02.2000 )

 

 

Binyıl Şiiri Yorumu

BİNYIL ŞİİRİNİ DEĞERLENDİRDİLER

 

“Ender rastlanan bir olgu”

Talat Halman

Hikmet Altınkaynak, bence dâhiyane bir buluş yaptı, birçok Türk şairine birer ikişer mısralar yazdırdı ve bunlar bir araya gelince, kolektif bir şiir oluşturdular. Bu bizde de başka ülkelerin şiirinde de ender rastlanan bir olgu. Benim çok hoşuma gitti. Muhtemeldir ki 21. Yüzyılda da Türk şiiri çok daha büyük hamleler yaparak, dünya şiirinde çok yüksek düzeye gelecektir. Ben buna sadece basit bir iyimserlik olarak değil, adeta bir riyazi kesinlikle inanıyorum denebilir. Çok büyük beklentilerim var Türk şiirinden, Türk şairlerinden. Bugün de belki tek tek isim olarak verdiğimizde bir Nazım Hikmet’ten bir Yahya Kemal’den bahsedemiyoruz ama bana öyle gelir ki, bugün yazmakta olan genç şairlerin birçoğu gelecek onyıllarda, 21. yüzyılda Türk şiirine çok önemli boyutlar getirecekler ve dünya şiiriyle boy ölçüşerek büyük kültür zaferleri, edebiyat zaferleri kazanacaklardır.

 

“Standart Türk şiirinin üzerinde”

Özdemir İnce

Bir yapısal bütünlüğü, teması ve gizli, gizemli bir mesajı olan şiir- metni. Bu durumuyla “standart” yani her ay dergilerde yayımlanan Türk şiirinin üzerinde. Adı bilinmeyen birinin imzasıyla yayımlanmış olsaydı, şiir avcıları ” “yeni ve yetenekli bir şairle buluşuyoruz!” diyebilirlerdi. Bu belki de “standart Türk şiiri”nin erdem olduğu kadar en zayıf noktasıdır.

 

“Çağın ruhunu yansıtan bir proje”

Nilufer Kuyaş

Binyıl Şiiri çok keyifli bir oyun, aynı zamanda şairler arasında ortaklık duygusu yansıtması hoşuma gitti. Bazen mutlu rastlantıyla, bazen de şairlerin dikkati sonucu, yer yer çok da güzel anlam bütünlükleri oluşmuş. Ben nedense bu dizeleri bir plastik yaratıcı tarafından muazzam bir seramik panoda kolaj halinde düzenlenmiş olarak görmeyi hayal ettim, ardından İnternet’te gerçekten ortak ve etkileşimli bir proje olarak görmeyi düşledim. Gösteri Dergisi eğer bir “Binyıl Şiiri” sitesi yaratırsa, çok sevinirim. Hatta bu ortak yahut “imece” şiirden yola çıkarak, bir bölüm de okurların, halkın katılımına açılabilir. Yıllar önce Amazon firması romancı John Tpdike’a bir roman paragrafı başlatmış, sonra bunu okurların katılımına açmıştı. İsteyen herkes bu siteye girerek öyküyü devam ettirecekti. Üstad Updike sonra

bunların arasından bir seçim yaparak, son bir pasaj la romanı bitirecekti. Etkileşim çağında böyle projeler bir yerde “çağın ruhuna” uyduğu için insanda hoş duygular yaratıyor. Sanatın bir oyun olduğunu hatırlamak güzel, ayrıca sanatın günlük hayata girmesi, günlük hayatın bir parçası olması için ne yapılsa az bence. Hikmet Altınkaynak’ı ve Gösteri dergisini bu proje için kutluyorum. Binyıl Şiiri’nde nefis dizeler var. Türkiye’de şiirin ne kadar diri kaldığını gösteriyor. Umarım bütün yarınlarımız Melih Cevdet’in ifadesiyle “günlerden ağustosböceği” olur.

 

(…………………), “Ender rastlanan bir olgu”, Hürriyet Gösteri, sayı 216, İstanbul Ocak-Şubat 2000, s.19

 

Binyıl Şiiri

ÖZLEMLERİ DİLE GETİREN DİZELER

 

Yıldönümleri bireysel olduğu kadar toplumsal coşkuyla da kutlanan, ne kadar etkin kutlanırsa, o denli güzel olan önemli günlerdir. Buna inanıyorum. Bu yılbaşının bir binyıl dönümüne rastlaması, evrensel bir coşku selini de beraberinde getireceğini düşünerek, binyıl için ortak şiir yazma kararı aldık. iyi de etmişiz, nefis bir şiir çıktı. Tıpkı Borges’in tanımladığı türden. Çünkü üstat diyordu ki: “Şiir, gerçekten olmuş olanı değil de bir özlemi dile getirdiğinde güzeldir”.

 

42 şairin 119 dizeyle oluşturduğu “Binyıl Şiiri”, bana göre çok çok büyük özlemleri dile getiriyor. Yeryüzünde benzerinin hiç yok denecek kadar az oluşuyla da Dünya’nın ‘Şiir Anıtı’ olmaya aday.

 

Başlangıçta belli bir şair listemiz olsa da onları bulamazsak, yedek listemiz yoktu. Kaç şairin yer alması gerektiğini de konuşmamıştık. 42 şairden ilkini biz seçtlk: ölçümüz: yaşı ve ustalığıydı. Ondan sonra gelenler çok değişik yaşta, çok değişik ustalıkta şairler oldular. Hiçbirinin yerini ustalığına ya da yaşına göre belirlemedik. hepsi koşulların elverdiği biçimde, bazen de rastlantısal olarak gelişti.

 

İşte ‘Binyıl Şiiri’ böyle doğdu. Bu şiir belki de dünyanın 42 imzaya sahip tek şiiridir. Bu onuru bizimle paylaşma olanağı veren çok değerli şair dostlara. ayrı ayrı teşekkür ediyor, binyıllarını kutluyor, sevgiler sunuyorum.

 

 

 

BİNYIL ŞİİRİ

 

Yarın günlerden ağustosböceği (1)

Bir dalı kırdık diyelim

Şiirden başka nereye konur (2)

elbet bir çiçeğe konar

şiir kırık dalın yerine (3)

 

Pencereden bakınca, kırlangıçlarla yıldızlara

oradan buralara, buradan nerelere? (4)

Şiir almalı

Şiir vermeli insan (5)

 

Oluşta savurmuştu hani Tanrı

Öpüşte buluşur yine sevginin yarıları (6)

Düşe kalka düşülen yolların düşlerinde

Öpüle öpüle çatlamış ellerin günleşinde (7)

Şiir Tanrı’dan bir öpücüktür kırık daldaki kuşa

yeni binyıl nerden bilecek bunu (8)

Her şeyi Aşk bilir, ona sorun

bir gülün bin yılını … (9)

 

Adam ona bin ad koyduydu Tekvin’de

Bin kere yanıl, epi topu bir ad işte (10)

Doğuma sancılanan kısrak gibi şu yürek

Yeni bir yıla devrilirken zaman, patladı patlayacak (11)

 

Ama her şey kendiyle çelişir zamanla

bin yılda bin zaman geçmiş ne acıyla (12)

Hamdın / yanıp da piştin / gerisi boş nakarat:

Zaten böyledir hayat / Zaten böyledir hayat (13)

 

Düşlerin dünyasıdır şiir

Kurtuluşudur insanın. (14)

Yirminci yüzyıl, iyi ki bitiyorsun! (15)

 

Doğan günün haberi yok

Hep cahil dönüp giderken (16)

Ömrüm, armağan olsun geçmiş binyılda sana

Bu, vedasıdır hayatın hayatımıza

Ömrüm, gelecek binyılda da bana armağan

Bu da elvedası yaşadığımızın

Kutlu olsun sana da bana da … (17)

 

Hayal büyücüsüydüm, ilk yanlışım akarsu olmak istememle başladı

Kimi düşlerin ellerinden tutardım, kimi düşleri bağlasam durmazdı (18)

Her martı kayışında bir şiir

kokusu sonraya kadar (19)

 

Vaktiyle düşürmüşken Sadri Alışık Sokağında hayatımı

Sahi kim takar şimdi binyılın ilk imgesini

 

Şiirsinema derinliğinde klaket bıçağı gibi yakama (20)

Binyılı omuzlayan aydınlık gelecek,

Kefaretini ödemiş bir gelecek olmalı (21)

Binyılın eşiğinde binyıla atılan adım

Yeniden diriltmek için yarım kalan düşü,

Milyonlarca insanın yüzyıllardır gördüğü. (22)

 

Ağzı gece çocuk

Aşk’la ölüm vakit alır (23)

Binyıl yaşandı yüzyıl içinde

Acılar binyılı savaşlar binyılı

Binyıl bitti yüzyıl sonunda

Umut ve avuntudur beklenen beklendikçe (24)

Clinton’un burnunu sıkan çocuk da

girdi işte bu şiire

Hayatın yanağından makas alırlarsa iyi

yoksa bu dizelerin hepsi devrilir

şairlerin üstüne (25)

 

Aşkın ocağını yeniden kaynattım

bin yürekle merhaba binyıla (26)

Kimbilir kaç bin yılın

yalnızlığıdır bu.

Hep aynı kavgası kalabalığın,

ve hep aynı pembeyi savunuşu baharların. (27)

 

Bisikletime bindim, gökyüzünü öptüm

ve bir sözcüğü o kadar incelttim ki,

ucu üç okyanusu yırttı.

 

Fakat bir menekşe kokusunun içinde kırıldı

ve anlaşıldı ki, binyılların en güzel bileşkesi aşk. (28)

 

Zaman bırakıp gidebilir dünyayı

Benim zamanım doldu deyip

Ne benim hakkımı verdin.

Şimdi zamanı sen yarat

Ne halin varsa gör insanoğlu. (29)

 

Amazonlarda Yanomami kabilesinde

zaman hiç olmadı,

hiç bilmediler çocuk kaç ayda doğar

-ayları yoktu-

günler midir, yıllar mıdır aşkın bedeli

-hiç bilmediler-

yoksa saniyelerle mi sürer … (30)

 

Ve yiter sonunda şiirin sesi de

sonsuz düzyasının içinde zamanın (31)

Alıkoyma beni yolumdan çağ

Ulaşayım yanımdaki insana (32)

Acının, ihanete uğramışlığın çocuğu şiir

-çatal kuyruklu şeytan

Nereye kazsın son yaşam tünelini

-kendi rüyasından başka (33)

 

onu ikibin ağızlı, dörtbin gözlü bir esinti sansa da insan

hep aynı rüzgârı eskiten sert bir kayadır zaman

dolunaya benzese de içimizdeki saatin gölgesi

boşa geçen anların uzunluğudur ölürken geride kalan(34)

Zamanın içinde zamanlar sürgünüyüz avutulan

Yakamıza iliştirilmiş bir gülün yaprağıdır hatırlanan (35)

 

İhtiyar yüzyıla bin küfür (36)

 

Zaman o sınırsız gelgit büyülü çağrı

Gizemin karanlık bahçesinden uzanır şiirin güneşine (37)

Çatalhöyük’te memeleri süt dolu tanrıça

devam edecek varoluşuna

zamanın karnı var mı ki yutsun

yeni binyıl dediğimiz bakire değil ki

binlerce yılı taşıyarak gelmiş omuzlarında (38)

 

Anlat. Hakkını vermeyen hayatı anlat

Seni yok sayan geceyi ve gerçeği

Benzerini bulamamış kalbinde iç çeken hayalleri

Ve artık kapanırken kapılar akşamın yüzüne

Herkes birer seyirci kendi kederine (39)

bir görünmez duvar indi

bilmeden aştığımız çizgiye

öncesi dumanlar içinde (40)

Geçtik in çağından, kuvantum ve zorunluluk çağından

Değildik insandan ötede (41)

 

İnsanlığın korosudur bu seslenen

Bir çığ gibi doludizgin şiirle gelen

Tek özlemimiz o, tek yakarış

Yalnızca bu yeni binyılda değil

Gelecek bütün binyıllarda

“İnsanca yaşamak ve ölümsüz barış! (42)

 

ŞAİRLER

(1) Melih Cevdet Anday, (2) Arif Damar, (3) Haydar Ergülen, (4) Cevat Çapan, (5) Cengiz Bektaş, (6) Yüksel Pazarkaya, (7) Turgay Fişekçi, (8) Talat Halman, (9) Hilmi Yavuz, (10) Orhan Alkaya, (11) Hasan Öztoprak, (12) Nihat Behram, (13) Ahmet Necdet, (14) Erdoğan Alkan, (15) Ataol Behramoğlu, (16) Güven Turan, (17) Refik Durbaş, (18) Engin Turgut, (19) Sedef Özkan, (20) Hüseyin Alemdar, (21) Ahmet Oktay, (22) Kemal Özer, (23) İlhan Berk, (24) Eray Canberk, (25) Enver Ercan, (26) Başaran, (27) Melisa Güıpınar, (28) Özkan Mert, (29) Hidayet Karakuş, (30) İnci Asena, (31) Şavkar Altınel, (32) Süreyya Berfe, (33) Zeynep Aliye, (34) Akgün Akova, (35) İlter Yeşilay, (36) Şükran Kurdakul, (37) Turgay Gönenç, (38) Yeşim Ağaoğlu, (39) 0ya Uysal, (40) Bülent Ecevit, (41) Mustafa Köz, (42) Şinasi Özdenoğlu.

(Bülent Ecevit, Melih Cevdet Anday, Arif Damar, Cengiz Bektaş, Ahmet Necdet’in dizeleri yayımlanmış şiirlerinden.)

 

KAYNAKÇA

Hikmet Altınkaynak, “Özlemleri Dile Getiren Dizeler”, “Binyıl Şiiri”, Hürriyet Gösteri, sayı 216, İstanbul Ocak-Şubat 2000, s.14-18

Hikmet Altınkaynak, “Özlemleri Dile Getiren Dizeler”, “Binyıl Şiiri”, Dünyayı Paylaşan Yazarlar, Gendaş Yayınları, İstanbul 2000, s.45-50